13 Aralık 2008 Cumartesi

Lucid Dreaming

Küçükken, hatta 3-4 yıl öncesine kadar rüyalarımın farkına rüyadayken varabiliyor, rüyamda istediğim şeyi yapabiliyordum. Bu bazılarına çok saçma gelir ama durum bu.
Sonradan bu yeteneğim azaldı. Rüyamda daha az uçar, daha az yüzer oldum.
"Rüyamı kontrol ediyorum!" bilincinin ve yaptıklarınızın verdiği bir zevk gerçekten var. Ben de bu zevk peşinde koşayım ulan dedim. Olayın adı "Lucid Dreaming"miş. İlk gördüğümde bizim ıslak rüyayı çağrıştırdığından olsa gerek, konu ile alakasız bulmuştum, okuyunca farkına vardım.

Lucid dreaming yeteneğini geliştiren bazı teknikler ve hatta yazılımlar varmış.
ek$i sözlük
Yazılımlar

Deniycem

Geçmişim

Lisede Internet'le tanıştığımda, kendime site yapıp kendimce önemli günlük olayları yazmışım, siteme koymuşum. Sene 99-2000, bir nevi bugün blog dediğimiz türde.

16-17 yaşında velet aşktan-meşkten, okulda, tatilde yaşadıklarından bahsediyor. Lisede bütün arkadaşlara duyurmasam da internet'te duruyordu site ve yakın arkadaşlar okuyorlardı. Siteyi, kullandığım bilgisayarlar değişse de bi şekilde ordan oraya aktararak korumuşum. YA NE SAÇMA YAZILAR YAZMIŞIM, NE SAÇMA Bİ KARAKTERMİŞİM?! En düzgünlerinden seçtiklerimi aşağıya koydum. İlerde 16-17 yaşında biriyle iletişim frekansını tutturmak açısından bu dijital günlüğümü açıp okumam gerekecek sanırım. Mesela bi ODTÜ gezimiz vardı, ilk gün yazmışım: (italikler benden edit)

"...sonra odtüye gitmek üzere otobüslere bindik. odtüye bi giriş yaptık, ağzım açık kaldı, her yan yeşil, ağaçlar arasında yürüyüş yolları var, ilk odtülüyü gördük "arkadaşlar inceleyelim şu odtülüyü" muhu oldu. sonra bizi fmci tmci diye ayırdılar, fmcileri yani beni de önce makina mühendisliğine götürdüler. orda çok tatlı bir adam konuştu. aynen şöyle "... işte hatayda (izmir) oturuyosunuzdur, karşıyakada 600 milyon liraya iş bulmuşsunuzdur, ama şöyle düşünürsünüz "her sabah da 1.5 saat yol çekilmez, boşveriyim bu işi"" dedi, bizim ağzımız açık kaldı tabi. (Ağzımızın açık kalma nedeni sanırım o sene 600 milyon liranın çok para olması ve çok parayı yol yüzünden kabul etmeyecek bir odtülü portresinin anlatan tarafından çizilmesi idi) adam hava ata ata anlattı makina mühendisliğini. sonra akışkanlar ve robotik lablarını gezdik.bi f-4 jet motorunu yarıdan kesmişler, onu da inceledim, hep şemasını görürdüm, orda türbinini çevirme fırsatım oldu. sonra inşaat mühendisliğine gittik, bi tanıtım filmi izledik, filmde de komik sahneler vardı. mesela bi inş mühü apış arasını karıştırıyodu filan. oradan çıktık, odtünün yemyeşil kampüsünde ilerledik. çok güzeldi, çimlerin üzerine dökülen yaprakların üzerine basıp, çıkan o sesi duymak... sonra bilgisayar mühendisliğine gittik, orda da sadece bilgisayarlar vardı, adam da bizi oraya çekmeye çalışacağına, "burayı yazmak isteyenler, bi daha düşünsünler" dedi. salak işte. fazla bişey de anlatmadı zati, ööle bilgisayarları görüp çıktık. ama her bilgisayarın ekranında "welcome to obua" "welcome to trompet" "welcome to viyola" gibi şeyler vardı. ilginç. bizi oraları gezdiren bi çocuk vardı, kızlar yakışıklı deildi, ama sempatikti diyolar, gözleri yeşildi, kimyada 3. sınıfta okuyomuş. 4-5 kız oğlanla muha girdiler. ben de dinledim biraz. bilgisayardan sonra, endüstri mühendisliğine gittik. içeri girdik, sarı uzun saçlı, renkli gözlü bi abim geldi, "nerde kardeşim bakıyım" dedi, meğer Ece'nin abisiymiş. uzaktan bakınca benzemiyolardı ama, yakından bakınca benziyolar. adı da Umut'muş, doktora yapıyomuş orda, o da bize anlattı endüsri mühendisliğini. iyi de anlattı, dikkat ettim de ingilizce yavaş yavaş türkçenin yerini almaya başlamış odtülülerin, kelimenin türkçe karşılığını bulmakta zorlanıyolar. oradan çıktık biyoloji ve genetiğe gittik, orda saçı sakalı birbirine karışmış birini gördük, alper (mehmet alper kiremitçi, aka. satan alper) de patlattı "bu adam orman mühendisliğinden kaçmış heralde" orda labları gezdik. sonra orayı da geride bıraktık, kampüsü geçtik, odtünün yemek merkezine girdik, tmciler çoktan gelmiş meğersem, orda efenin abisini de gördüm. yedik, fotoğraf çekildik.
..."

Şu da var:

"...

27.06.2000 Tue 0:35

Kaç ay olmuş...
Bugün gerçekten tarihi bi olay vardı. İnsanın gen haritasının %97 si çıkarılmış. Bu demek ki, insan vücuduyla, bir arabanın parçalarını değiştirip, yenilemek gibi, oynayabilecekler. Tabi bunu yaparken düzgün yapmaları lazım, sınıf farkları doğacak, uzun yaşamak isteyen fakirler ne yapacak? zenginler istediklerini alacaklar. Bu farklılığı kaldırmak için ellerinden geleni yapacaklarmış, clinton tonton böle diyo. İnsan ömrü ilk aşamada iki katına çıkacakmış, 160 yıl filan, kontrolü elimizde olmayan hastalıklar olmayacakmış, AIDS, Kanser, Şeker hastalığı gibi... bana çok heyecanlı geldi, hep anlatırlardı, o günler çok yaklaşmış, ona heyecanlandım. Silahlar icat edilirken de, insanlığın yararına kullanılmasını dilemişlerdir... silah gibi olmaz inşallah... dünyanın bu kadar uzun yaşayan insanları besleyebilmesi için, bitki ve hayvanların genleriyle de oynanması gerekecek, daha fazla ve temiz hava, daha çok besin... en sona yer sorunu kalıyor... o kadar ileri gitmez heralde... bi de yaşam için 1200 yıldan bahsediyolar... 1200 yılın yaşayacağım kadarını yaşarım, çok sıkıcı olur sonra... sıkılırım yaşamaktan belki... o zaman baibai...
bu arada benim genlerimin %99.8 i dünyadaki herhangi birinin genleriyle aynıymış! Yani benim başka birinden farkımı sadece binde ikilik bir kısım belirliyor. bi de bizim maymunlardan farklı olan genlerimiz oranı %99.2 miş galiba (ya da 98.6 olabilir tam hatırlamıyom)...
Bu olay çok manyak, ama umarım kötü şeyler olmaz...

İnsanın genlerinin haritası çıkartılıyor, biz hâlâ yarınki kimya sınavına hazırlanıyoz... :(
(bu olayı daha ayrıntılı incelemek isteyenler 27.06.2000 tarihli gazeteleri inceleyebilirler tabi... bakalım daha neler olacak?)
İyi uykular...

22.7.2000 Cts. 13:33

Abi benim ders çalışmam lazım...

..."

Burda noktayı koymuşum günlük olayına.

12 Eylül 2008 Cuma


Panaromik Yaklaşımlar III - Kelebekler Vadisi

Ankara

Merhaba! Çoğunuzun bildiği gibi Ankara'ya taşındık..

Bu süreç boyunca bir sürü olay oldu, ama en güzel yaptığımız tatildi sanırım? :) Facebook'ta grubumuza koyacağım bu akşam fotoğrafları! Aksattığım o kadar çok şey var ki, biri de bu fotoğrafları düzenli paylaşıp değerlendirememek!

Hayat Ankara'da aynen bıraktığımız gibi, bir tek giden daha var, o da Gözde. Onun odasına konarak eksikliğini hissettirmemeye çalışsak da :P bu yalan tabi. Gözdoş dün seni bir andık bir andık anlatamam. Herkes senin ne kadar yumuşak, sakin, iyi huylu ve sinir absorbe eden bir yapın olduğundan bahsetti ve hepimiz başımızı bir aşağı bir yukarı salladık :D Buradan İtalya'daki arkadaşlarımm Övgü ve Gözde'ye çok selam sevgi ve özlemlerimi gönderiyorm efenim evet. Bu arada işe girdim ben. Çalıştığım proje:
www.youtube.com/watch?v=VRHdzMQPTPc

Netekim bu bloğu okuyanların çoğu Youtube görebildiğinden hemen bakabilirler, bizim Youtube hâlâ kesik de. Diğerlerine Ktunnel tavsiye ederim. Evet uçağın yanda da fotoğrafı var. Uçağımızın adı Hürkuş. Adını, hayatını hayranlıkla okuduğum Vecihi Hürkuş'tan alıyor. Zırvalamayı keseyim, önemli nokta şu, işbirliği yaptığımız İtalyan firması Milano'ya sadece 51km uzaklıkta! :D ve benim de tecrübelenip, arada gelip gitmem gerekecek! :D

Antalya'da her akşam gömlek ütülerdim, burda her sabah tişört ütülüyorum. Kotum kıçımda. Rahat bir ortam var. Şimdilik seviyor gibiyim. Ama önceki iş deneyimlerine bakıp, ilk günden "VÖÖÖEEE!!! BU İŞ ÇOK GÜZELMİŞ, MÜKEMMEL!" demem, bitti. İş bu ya! Atlamamak lazım. İnsan işte sıkılır di mi? Sıkılınan bişeye nasıl mükemmel diyebilirim?

Aynada kendime baktım kalınlaşıyorum / Sabah işe bisikletle gittim / Sabah ellerim dondu da / Akşam dönerken terledim

Sevgiler

Not: Blog adı için önerisi olan var mı? Türkiye iyimiş hocam :D diye blog adı mı olur?

6 Mart 2008 Perşembe

Hocammmmm

Öğrenci oldum hocam bu hafta... bugün de sınava girdim...Boying 737-800 Genel Uçak Sistemleri

Sınava girme heyecanını yaşadım, ve yaşayınca bunu unutmuş olduğumu farkettim :)

Şimdi Hidrolik sistemler sınavı var ona kasıcam :) Öğrenciliğin bu kadarı makbulmüş... en fazla iki hafta filan sürmeli öğrencilik :P


5 Mart 2008 Çarşamba

Belçika'ya ilk görüşmeye gittiğimde kaldığım Hostel'in sahibi gay çıktı :)
Ben gittiğimde de yanında bir zenci vardı ama bu çocuk değildi. Şimdi çıkıyolarmış...
Kara çocuk meraklısı abime saygılarımı sunuyorum buradan...Bana çok iyi davranmıştı, hostel'den de pek memnun kalmış idüm...

İşte bu güzel hostelin sahibi çiftimiz:

http://sleephere.skyrock.com/photo.html

3 Mart 2008 Pazartesi

taşındım

taşındım başlıklı ikinci yazım...

Yorucu bir süreç oldu ama herşeyi arkada, eşyaları sokakta bırakarak Antalya'ya taşındım.

Bu blog bölece ölür...

Antalya izlenimleriyle devam etmek üzere :)

Kuş gibiyim :D

3 Ocak 2008 Perşembe

Merhaba, sanrıım 20 tane fotoğraf oldu, aşağıda üzerlerine tıklayarak tam boy görebilirsiniz. Paris'in tarihi içinde bir sürü olay var ama beni en çok etklieyen II. Dünya Savaşı'ndan kurtuluş hikayesi: Savaş'ın sonuna doğru Amerikan askerleri şehre 30 km kadar yaklaşmış. Tabi durumdan haberdar olan Adolf Hitler, Paris'teki bütün büyük anıtların altına bomba yerleştirmiş, Eyfel Kulesi, Zafer Anıtı, Louvre Müzesi filan da dahil olmak üzere.... Paris'teki birliklerin başında olan generale, Hitler "Amerikan askerleri şehri ele geçirmeden bütün anıtları havaya uçurun" emri vermiş. Generalin Allah'tan sağduyusu varmış da, bu kadar güzel bir şehri yok edemem, yapmıyorum diye karşı çıkmış.
Adolf Hitler, Paris, 1940
Eyfel Kulesi'ndeki şehirler ve tabii ki Türkiye...

Fransa neden Amerika'ya bunun büyüğünü hediye etmiş blimiyorum...


Napolyon Bonapart'ın anıtmezarı (?)

Louvre Müzesi

Pantheon

Şanzelize (Champs Elysee) ve ucunda Zafer Anıtı. Napolyon tartışmalı zaferleri de dahil olmak üzere bütün zaferlerini bu anıta yazdırmış.
Bu da İkinci DÜnya Savaşı'nın sonunda :





:D

Notre Dame Katedrali. Yaklaşık 800 yıldır ayaktaymış....

Notre Dame Katedrali'nin içi...

Notre Dame'da Noel Ayini

Sen Nehri...

Brugge'de gece, nehir donuk....

Müthiş Noel Çikolataları :)

Brüksel'in sembolü (!) işeyen çocuk, günün anlam ve önemine uygun giyinmiş tabi...
Vosvos'tan kahve satışı, girişimcilik hoşuma gitmişti...
Saint Michel Katedrali, gece siste...

1 Ocak 2008 Salı

Herkesin yeni yılı bi kez daha kutlu olsun :)

Yaklaşık 10 gündür tatil yapıyorum. Ailecek tatil yapıyoruz hatta. Bu süreç içinde başıma gelen şaşırtıcı olaylar özetle şöyle:

1- Orçun ve Ezgi ile Eyfel Kulesi'nin tepesinde şans eseri karşılaşmak!
2- Toyota'nın verdiği arabayı ikinci günde çekicilerin bi yerlere çekmesi
3- Aynı arabayı çekicilerden kurtarmışken 31 Aralık'ta Brüksel'de birileri tarafından sağ ön camının kırılması.

(bu arada herkes Şebnem Ferah'ın konser DVDsinin ne kadar iyi olduğundan bahsediyor? öle mi?)

geniş özet:

1-Bu olay gerçekten çok komik. Orçunların Paris'e gideceğini bayağı geç hatırladım. Paris'teyken :) sonra "neyse ben ailecek geldim, süratle gezip geri dönücez, onlar da sevgilicek geziyolar, pek bir etklinlik yapamayız" diyerek ümidimi kesmiiştim. Eyfel'İn tepesinin sisli olduğu bir sabah çıkmaya karar vermişiz. Tepeye çıktık anne-baba ben. Etrafa bakıyoruz ama hem çok soğuk hem de sisten pek bişey görünmüyo. O yüzden içeirisi ile ilgilenmeye başladım, en tepede ülkelerin başkentlerinin ve nüfusu bilmemkaç milyonu geçen şehirlerinin doğrultularını ve kaç km uzakta olduklarını koymuşlar. Aa Türkiye bulayım derken buldum. Foto çekicektim, sonra arkalardan Orçun'un sesini duyar gibi oldum, yok canım dedim, arkamı döndüm, onlar beni görmeden "DADAAAAAAAA" diye bağırarak önlerine fırladım :D . Ezgi korktu ve sıçradı, Orçun da sonradan anlattığına göre "Allah zencinin biri dadandı yine bize" diyerek sıkılmış. Çok komikti ayak üstü muhabbet ettik. Ne zaman geldiniz nerde kalıyosunuz nereleri gezdiniz vsvs. Ben anlatılanları pek dinlemedim desem yeri :) Karşılaşmanın şaşkınlığı içindeydim. Bayağıdır bu kadar şaşırmamıştım :)

2- Aslında düşününce anlatılacak bişey yok :) Her sene yeni yıl koşusu yapılırmış burada. Bizim sokak da, yeni yıl koşusunun yapılacağı sokaklardan biriymiş, polis levha koymuş park etmeyin diye ama levha küçücük. Ve ben bir Türk vatandaşı olarak sokağımdaki trafik levhalarının değişmesine pek alışık değilim. Aha gittim baktım şimdi levhalar eski haline dönmüş. Neyse, sabah kalktığımızda sokakta bi tane araba kalmamıştı, polis karakoluna gidip nöbetçi abiye abi araba yok dedim, o da şuraya çekmişlerdir ordan al dedi. Kaç para ceza vericem acaba diyerek giderken baktım açık alanda bi yerde duruyo araba, kimse de yok. Aldım geldim düzgün bi yere koydum.

3-) Brüksel'in 1958 yılı EXPO fuarı için yapılan Atomium'unu gezmeye gittik. Bir demir kristali molekülünün bilmemkaç milyar kez büyütülmüş hali imiş. Küreler ve arada bağlantı tüpleri var. İçine girip gezilebiliyor. Neyse işlek diyebileceğim bir yere arabayı park ettikten sonra gezmeye çıktık. 1 saat sonra döndük, babam "Evren bu arabanın hali ne böyle???!!" diye sıçradı. Baktık ön yolcu camı kırık, araba aranmış taranmış. Birşey, ya da aslında aranan bişey bulunamamış. Benim 100 m arkamdaki araba da aynıydı. Neyse ne yapıcam şimdi ilk defa başıma geliyor diyerek Toyota'yı aradım, adamlar arabanın sisteme kayıtlı olmadığını, bunun çok şaşırtıcı bir olay olduğunu hayretler içinde bana anlattılar. Eee nolcak dedim, polisi arayın biz de bu sırada çekici gönderelim dediler. Polisi aradım, ingilizce biliyor musunuz sorusuna standart "e litıl bit" cevabını aldıktan ve daha sonra çatır çatır konuştuklarına şahit olduktan sonra, bişey daha öğrendim: Polisler gelmedi, arabayı karakola götürdüm. Rapor aldım, ki çok hızlıydı. Adımı soyadımı bilgisayara giren polis memuru "hmm şurada yaşıyorsunuz, adresiniz şu vsvs" dedikten sonra hemen çıktı rapor. Sonra çekici geldi araba çekiciye kondu, şu anda akibeti ne bilmiyorum. Üzerinde anahtarları ve belgeleri var :) Trene binip eve geldik, ve yılbaşını kutladık :)
2007^nin son anları benim için böle idi, bayağı hareketli ve sürpriz doluydu.

Fotoğraflar sözlerden daha çok şey anlatır evet, ancak internetim hızlanır hızlanmaz güzel fotolarla size gezi özetleri vericem...Bu arada Paris'te yapılacak çok fazla etkinlik var ve Paris gerçekten çok güzel korunmuş, güzel bir şehir. Görünce İstanbul'a acıdım, ben de Övgü gibi...

Nice sağlıklı yıllara!