17 Kasım 2007 Cumartesi

Selamlar! yazmayalı koskoca iki hafta olmuş?! anlamadım nasıl geçti... tabi son 8 gündür eminoş benimleydi, orası tamam rüzgar gibi geçti diyebilirim, bütün vaktimizi birbirimize verdik. Bugün Ankara'ya geri döndü. Bana gelirken büyük bilgisayarımı getirdi, süper oldu şimdi onunla yazıyorum, hız sorunum kalmadı.

Winamp'te ne var ne yoksa media library'ye koydum, komik şeyler çıkıyor :) biraz önce Ozan'la bir anda gaza gelinerek kaydedilen "Telefunken dıp dıp dııım" kaydımız geldi. Şimdi de Oytun ve Ali Bayramoğlu Radyoodtü'de Rock Şenliği'ni tanıtıyorlar :) "Lefter adını nasıl aldınız abi? "Lefter bayırda oynuyor arkadaşıyla, bi vuruyo topa, ineğin karnına tosluyor, inek çat diye yere düşüyor, inekte titreme başlıyor ölüyor, ineği yiyorlar iki kişi, biz de bundan çok etkileniyoruz :)" (Kazımcığım kaydetmişti, saygılarımı sunuyorum buradan)

Neyse gerçekten nostalji yapıyorum. Bütün nedeni ise bugün ilk defa farkettiğim üzere, bugün
den itibaren uzunca bir süre kendi başıma yaşayacağım bu evde. Evet iş arkadaşlarım var, evet ama? Gerçekten adam gibi adamlarla tanışmışım bugüne kadar diyebilirim sizlere, Ankara'da... Türk arkadaşlardan pek hoşlaşmış değilim henüz :) sadece bi tane abiciğim var o da 3 sene önce çalışmaya başlamış...Ama Polonya'lı çok sağlam bi eleman var :) ama onunla da türkçe sohbet edilmiyor ki! :D

Sonra Eminoşla bu süre boyunca ne yaptık?? Gezdik, Brükselciğimi ve Leuven'i Brüj'ü...
İlk defa bir katedral gördük hayatımızda, gerçekten heybetli ve çekiciydi. Tarihi bilgisi konusunda bilgi verebilmeyi çok isterdim ancak elimde avucumda bilgi yok maalesef. Brüj ufak bir Venedik, her ne kadar Venedik'in eline su dökemeyeceğinden emin olsam bile, güzeldi. Kanallarında minik bir tekne gezisi yaptık, kaptan abinin ingilizce anlatımından bir şey anlamamış olsak da zevkliydi :) Bolca orada yaşayan ünlü kişilerden bahsetti biz de Belçika'nın o ünlü kişilerini bilmediğimizden yarı-turist kıvamında turu tamamladık. Bol bol fotoğraf çektik...Video çektik, Eve geldik Heroes'un ve Prison Break'in bugüne kadar olan bütün bölümlerini izlemiş olduk.
Trenlerin ne kadar hoş olduğundan dem vurduk durduk.

Geçen cuma akşamı Brüksel'e gitmek için bindik trene, bütün tren 16-22 yaş arasıydı diyebilirim :) Herkes içkilerini çıkarmış masalara koymuş, Smirnof, Absolute, bol bol bira gördüm Stella Artois var buranın Efe
s Pilsen'i..içerek Brüksel'e gidiyolar. Bu trenin olayı buymuş dedik :) Sonra Brüksel'e yaklaşırken, normalde işte "dikkat dikkat şimdiki durak şu" diye anons yapıyor makinist. Bu seferki, aynen bir amigo gibi "LA DESTİNASSSSYOOOOAAAANNN BÜRÜKSEEELLLL NOOOORRRRDDDD!!!! HUUUUAAAAA" diye bağırdı :D millet de "HÜÜÜÜAAAAA!!!" diye bağırdı filan.

sonra inince biz de bir çikolatalı bir frambuazlı bira içtik. :) Çikolata çok iyi değildi ama frambuaz tam bir tatlı içecek olmuş. Malibu gibi.


Sokakta yürürken sakallı ve memeli bir vatandaş bana dik dik bakarak "HÜART!" dedi. Eminoş korktu ve elime tırnaklarını geçirdi, ben de tırstım ama erkek olduğum için korkmamam gerektiğine karar verdim ve adrenalinimi bastırarak yola devam ettim. Sonra bayağı güldük ama burada sokakta "deli" var gerçekten.

Eminemin buraya gelme ihtimalleri üzerinde de bayağı kafa yorduk. Tek bir ihtimal var gibi görünüyor, o da Conservation of Monuments and Sites masterı. O olmazsa gerçekten başka hiçbir seçenek yok. Ama olursa seneye başlamasıyla beraber eminoş için en az iki sene, benim için şu andan itibaren de en az üç sene buradayız demek oluyor :D

Gereksiz bilgi ve foto: Bugün gökyüzünü gözlemlerken havada uçakların oluşturduğundan başka bir bulut kümesi göremedim. Sonra baktım Internet'ten, bu uçakların oluşturduğu bulut dünya ortalamasında bulut oluşumunun %0.1'ini oluşturuyormuş. Bakınız Fransa'nın doğusundan son bir foto:


3 Kasım 2007 Cumartesi

taşındım

yeni eve taşındım, artık dertlenmem gereken bir şey kalmadı :)

Toyota'dan eşyaları taşımak için araba istedik, bir minibüs istemiş idik. "Elimizde minibüs kalmadı, RAV4 verelim?" dediler, atladık üstüne! :) ıvır zıvır poşetler ve bavulları arabaya attık ve benim eve taşıdık. dık dık diyorum geçici evden bir arkadaş da elektriği olmadığı için bende kalıyor şu an. Kendisi duymasın ama biraz mızmız bi çocuk. Hiç sevmem mızmız erkekleri :) Şimdi abi ev temizlenecek salı günü dedi tamam dedim. (Benim bildiğim eve girer evi biz temizleriz di mi?) Annem gelecek dedi, eve eşya alacak. Hmm dedim. Annesiyle telefonda konuşuyor: "eve giriyosun bomboş kardeşim!" diyo :) e dedim eşya alacaksın dolduracaksın. Dün (cuma) benim eşyaları taşıdık, benim arabayla işim bitti. Bu sabah hadi gidelim IKEA'ya dedim. Bugün mü abi? dedi. E dedim pazar günü IKEA kapalı, bugün yapmazsak (arabayı geri vericez pazartesi günü) ne zaman yapıcaz? dedim. Aaa pazar IKEA kapalı mı? dedi. Evet dedim, peki annen ne zaman geliyo? 8'inde geliyo dedi. Yani bu perşembe dedim, yok canım???, aaa evet dedi :) Şu anda böyle eğleniyorum ben de işte :) dedikoduyla.. Ama neyse biraz dürtmeyle de olsa kendisine eşya alacak şimdi. Çıkıcaz birazdan.

GPS mükemmel bir teknoloji: burada yollar bayağı karışık. Gideceğimiz yeri bilgisayara girince bize mesela "2 km sonra sola dön" diyor. Sonra "400m kaldı dikkat!" diyor, sonra da "işte buradan dön" diyor, müthiş. Asıl mesele şehir içi değil de otoyollar başlayınca durum bayağı karışıyor, henüz alışamadım, bir levhada 15 tane yer ismi yazdığı oluyor, 90la giderken bile hepsini okuyamadan levhayı geçiyoruz :)
RAV4'te başta GPS yoktu ve şişme yatak almaya giderken bayağı kayboldum, sonra okuyabildiğim levhalarla yolumu buldum tekrar. Şimdi GPS var ve korku yok :)

Ev en üst katta ve kalorifer radyatörlerine gelen sıcak suyun basıncı az, radyatörlerin sadece yarısı suyla dolu :) (tahminen). Lıkır lıkır su sesi geliyor, hele yatağa yattığımda lıkır da lıkır sesler :) Çocukluğumda bolca yatağı ıslattığım olurdu, babam "oo tarlaları sulamışsın gece yine" derdi :) Şimdi yine korkuyom :P Lıkır mıkır ama neyse ki ısıtıyor.

yazmaya devam...
Görüşmek üzro...



Panoramik Yaklaşımlar II - Balkondan Leuven

22 Ekim 2007 Pazartesi

Yep, efenim ev sahibimin testlerinden gectim ve kendisi evi tutabilirsin dedi. (bu arada kontrat imzalamaya gidicem carsamba gunu, evin icinde oturanlarin tavsiyesi: "imzaya gelirken kravat takarsan kesinlikle ev sahibinin cok hosuna gider(!)" Sanki kiz istemeye gidiyorum, once testleri gectim, simdi kravat :))

Kisa kisa bilgiler vereyim efem evle ilgili nitekim yolunuz dusecek olursa en az iki, bilemediniz uc yil bu adresteyim.

Umarim en kisa surede yolunuz duser, iki oda bir salonum var :) Biri kucuk, digeri (icinde oturanlarin soyledigine gore 18 kisi alan) buyuk bir balkonu var. (18 kisi barbeku yapmislar, yani guzel havalarda mangal yapacagiz :) (Bu arada balkon assiri buyuk degil, 18 kisi ayakta alir :) Neyse balkona takilmayalim..:)

Uffacik bir mutfak (gercekten kucuk), bir adet banyo ve icinde tuvaleti, yaninda da hediye olarak ayri bi yerde bi tuvalet daha. Sonracima Leuven'de oldugunu soylemeyi unutmusum, adresi Maria Theresiastraat 117, 3000 Leuven. Apartmandan cikiyorsun, cat otobus duraklari, cat tren istasyonu... (bkz: google maps )

Bruksel'e trenle 15 dk, ancak otobandan 30 km (yaklasik 30 dk) . Is yerime 20 km, otobusle 25 dk, arabayla 15 dk.

Eminem internetten buldu da tuttuk burayi :) Evi buldu, umarim Leuven'e de gelir master'a :)

Eminem gelene kadar yanima Erasmus ogrencisi alip kiranin buyuk cogunlugunu cocuga yikmak hic fena olmaz :) Sehir ogrenci sehri ve dandik bir ogrenci odasinin da 275-300 euro oldugunu dusunursek, eve talip olacagina inaniyorum...

ha bu arada kiram da 590 euro... evler gercekten pahali... ha diceksin "iki oda bi salon ne olm? yok mu bunun kucugu ve ucuzu?" Var... var ama kasimda bosalan ev bulamadim, su anda ilanlari olan evler (leuven'de) aralik veya ocakta bosaliyor...ha aralikta bosalan, bir oda bir salon olan bi ev vardi, 500 euro...O yuzden fena olmadi...

Beklerim, evimi senlendirin :)

Si yu...

21 Ekim 2007 Pazar



Panoramik Yaklaşımlar I - Olimpos

facebook'a gömdüm kendimi bu gece, fotoğraflara baktım, sonra bir an kendimi türkiye'de zannettim, bilgisayardan kafamı kaldırdım sonra, olm bak nerdesin kendine gel dedim :) ilginçti...

eminemle bi foto koyayım bari dedim...


16 Ekim 2007 Salı

Merhabalar tekrar...

Calismak hos...Sabah kalkiyoz ise gidiyoz, aksam donuyoruz... arada ev ariyoruz, islerimizi halletmeye calisiyoruz. uz diyip duruyorum Eren diye bir arkadasla kaliyorum (Yazmis miydim bunu bilmiyom?).

Isyerinde bilgisayarda dogru durust ev arayamiyorum, gorunce japon tecrubeli muhendis abi "uuvaaat doo yuuaa doooaa?" diyo. Ben de "ev ariyorum" diyorum, huaaa yapiyo bisiler diyor donuyor onune.. anlamaz ki ev bulmak burda sorun..mus.. ben bu sorunu hemen cozmek icin soyle bir sey yaptim, gittim ilk gordugum evi" anam bu cok guzel ev" diyerek "kiraliyorum!" dedim..Kiraliyorum dedim de, ev sahibi sadece flamanca biliyor :) evde bir cift oturuyordu onlar flamanca ve ingilizce biliyor. Ben de evde oturanlarla konusuyorum. Ev sahibi kadin, bana 1 a4 boyutunda sorularla dolu bir form yolladi, adim soyadim, ne is yaparim, nereliyim, kac lira maas alirim(!). Kuzu kuzu yazdim cevaplarimi, simdi hanfendi begensin de goruselim diye bekleyip duruyorum. Bu is italya'da nasil oluyor acaba? :)

Burada butun emlakcilar ve ev sahipleri randevu sistemiyle calisiyor, nerdeee 100. yil, git emlakcilardan birine, abi ev var mi de, o da seni alsin gotursun yaninda, gezin durun evleri. . Randevu aldiginiz zaman 10 kisi birden bir evi geziyor bulabilirsiniz kendinizi, o yuzden boyle bir durumda "kiraliyorum!" diyen ilk kisi kazaniyor :D [ben de bir ciftle evi gezdim ve beraber evden ciktik, sonra ben geri dondum ve kiraliyorum! dedim :)] Bu yuzden soyle bir durum da ortaya cikiyor, dun Eren'le onun gun icinde internetten bakip randevu baktigi evleri gormeye gittik, toplam 3 tane. birincisinde emlakci gelmedi, ikincisine gittik gelmedi, aradik "ev kiralandi" dedi, ucuncusune gittik: evin giris kapisi banyo ve tuvalete aciliyor :) daha sonra banyonun solunda bir mutfak ve salon, saginda da kucuk bir oda var, 500 euro :) vay dedim, cok yaratici bir ev ve bu eve yakisir bir rakkamm...

Dun is yerindeyken, biri kiz biri erkek iki italyan geldi iki metre dibimize konuslandi, sonra basladilar bidibidibidibidibidibidibidibibiddi..cok hizli konusuyolar, sayelerinde kendimi italyaya hazirladim :) kizin soyadi da mammarella, tam bir italyan soyadi :)

Su anda cumartesi gunu napsam napsam diye evde oturuyom, gittim kendimi cektim balkonda, yataktan kalkmis halim ve bir aylik gecici evimizin onu, 11 gun sonra cikmamiz lazim.. havanin acik ve gunesli olduguna dikkatinizi cekerim, yalniz hava briaz suguuk...

eminosun sinavi olmazsa obur bu hafta cuma (26 ekim) gelecek!!!! :D

gorusmek uzro...




11 Ekim 2007 Perşembe

mucadele :)

Merhaba herkeslere.. Bugün benim için oldukça uzun sayilabilecek bir süre boyunca, tamm bir hafta boyunca rahat rahat kullanabilecegim internetten uzak kalmistim, bugün kavustum :)

vizeyi 40 küsur gün gibi bir sürede aldiktan sonra, herkese ben gidiyorum diyerek havalimanina gittik, 30 eylül pazar günü uçagim vardi, malev hava yollarindan... ben, eminosum, ablam ahmet abi ve müge geldi beni geçirmeye...Once pasaporttaki polis amcalardan birine benim boyle bir vizem var, bu vizeyle harc pulu alacak miyim, ben oraya calismaya gidiyorum diye sordum, o da "eee ooo gerek yok" dedi... tekrar "bu durumu diger arkadaslariniz da biliyor degil mi, yoksa illa size mi geleyim?" dedim, "hepsi bilir" dedi iyi dedim almadim harc pulu boylece...

check-in sirasinda hangisi isini daha iyi yapar acaba diyerek iki check-in görevlisinden birini seçtim ve siraya girdim... daha sonra siram geldi ve bagajlarimi banta koydum, pasaportumu uzattim. Abi iyice bakti, sonra bavullarimin 29 kilo oldugunu söyledi sikintiyla... ben de evet?? filan dedim... daha sonra kabul etti sevindim oldukça... siradan ayrildim, ne güzel abi de fazla para almadi dedim, üç tane adim attik... sonra: "afedersiniz! pasaportunuza bir daha bakabilir miyim?" dedi, ben de uzattim pasaportu... "efendim sizin vizeniz daha baslamamis, bu vizeyle bugün gidemezsiniz, yarin basliyor bu" dedi!!! "ama ama ben havalimaninda yatarim! benim gitmem lazim!" dedim, o da "hayir ülkeyi terk edemezsiniz!" dedi! eeöööhhh dedim artik, malev havayollarina gidip hemen ertesi güne yer var mi diye baktik, yok tabi... orda hemen ablam devreye girdi bileti iptal edip türk hava yollarindan aldik...ablam olmayaydi oracikta kaliverirdim sanirim :) sonra bavullarla tekrar geri donduk tabi:) bir geceyi daha istanbulda gecirdikten sonra (ahmet abi ve ablamin muthis yemekleri ve ikramlariyla) sabah eminosumun utuledigi :) gomlegimi giydim, pantalonu giydim, hazirlandik ciktik... bu sefer check'inde sorun cikmadi ama fazla bagaja para odedim.5 kilo 40 lira idi... Sonra ablamlar gittiler, muge, ben ve eminos daha daha vakit gecirelim diye oturduk...

sonra pasaport kontrolune girdim, adam harc pulunuz yok dedi, tahmin edebileceginiz uzere ben de dunku olayi anlattim, o zaman sefimle gorusun dedi... sefine gittim, boyle demisti dunku arkadasiniz dedim, "kendine guveniyorsa bassaydi damgayi size o zaman" dedi! eeeoooh dedim, geride biraktigim eminos ve mugeye gidip yine sorun ciktigini anlattim :) e tabi bayagi bi komik artik bu kadar cok sorun cikmasi... gittim harc pulunu aldim, tekrar siraya girdim ve gectim pasaporttan.. hemen ucaga yetismek icin bir guvenlik kontrolunde daha siraya girdim ve ondan da gectim...oturmaya basladim da ucak 1 saat 40 dk rotar yapti :) kesin bende bisey var dedim artik...

ucaga bindikten sonra ve ucusa gececekken icime bir sikinti oturdu, gozlerime vurdu boyle cok garip bir duyguydu... ama tanidik gibiydi, sevdigini geride birakmak. neyse kavusacagiz diye diye moralimi duzeltmeye calistim.. bruksele geldigimde toyota'dan aradilar, ilk tanisma seansini kacirdin, o yuzden sen direkt teknik ofise git dediler. ben de peki dedim, bavullarimi taksiye attim, direkt is yerine gittim. terlemisim les gibiyim.. kimseye yanasmamaya calisiyorum :) bavullari bi yere attim...is yerindekilerle tanistim olabildigince, isten sonra evin anahtarini almak icin bi yere daha gittim, ordan anahtari alip eve geldim, evde ev arkadasim erenle tanistik.. cok yorgundum ve cat diye uyudum ilk gun :)

sonraki gun ise sabah her yerde sis vardi.. otobuse bindik, camlar bugulu... insanlar uykulu... ben, benden once gelenlere sorular sorup duruyorum, bunu nasil yaptiniz, sunu nasil yaptiniz diye diye, biktirdim sanirim onlari :)

isyerindeki bana yardimci olan adam, adi kristof, cok yardimci oldu hep.. hala da oluyor, elinde cizimleriyle saga sola kosturup duruyor..

bu arada gecici evimizden cikacagimiz icin bolca ev aradik, hala ariyoruz... buradaki emlakcilar randevu sistemiyle calistigi icin hemen cevap da alamiyoruz. Kimileri biz size donecez diyolar donmuyorlar, o arada ev tutulmus oluyor :) randevu aliyoruz gidiyoruz ev hic de internetteki resimlerde gorundugu gibi degil filan. leuven'i cok begendigim icin oradan ariyorum ben de... isim brukselle leuvenin tam ortasinda...

bunun disinda cep tel hatti aldim, base sirketinin ay yildiz diye bir opsiyonu var, turkiye'yi aramasi ucuz...

su anda kaldigimiz evdeki internet de cok ilginc, sadece elektrige adaptoru bagliyorsunuz, modemi pencerenin kenarina koyuyorsunuz, tv anteni gibi internet dalgalarini disardan aliyor... anteni ayarliyorsunuz ve bilgisayara bagliyorsunuz aleti, catt internet...

interneti almasi da uzun surunce, hic birseye bakamadim..isyeri cok siki gizlilik kurallari uyguluyor... ve ne gmail ne hotmail hicbir seye izin yok. kendi mailimden disariya ancak subject kismina PRIVATE yazarsam mailin gidiyor oldugunu ogrendim, ama sonradan oyle olmadigini da ogrendim. ama giden mailler saklaniyormus bir yerlerde...bazilari acilip okunuyormus.. 8-o

foto makinasi isyerinde yasak...

japon mudurum ingilizce konusamiyor, japoncasinin arasina ingilizce sokuyor...
ingilizce soyledigi kelimelerle dedigini anlamaya calisiyorum. tek tek kelimelerle ne diyor olabilir acaba diyerek butunu anlamaya calisiyorum ama zor... o yuzden pek konusmuyom kendisiyle :P

takim liderim tam bir sert japon imaji cizmisti bana ama iyi adama benziyor...

benim bolumumde, ki sadece suspansiyon kismi, iki japon, (biri mudur, biri takim lideri), bir belcikali (kristof) bir alman (michael) bir fransiz (nikola? (boyle mi yazilir?) var. bir de ben katildim, bayagi karmasik olduk...

aklima parca parca gelen cok sey var, o yuzden sadece bugun olanlari yazsam bile yeter :)

Isyerine ilk geldigimde etrafima bakiniyordum, insanlar nasil giyiniyorlar, saclari sakallari nasil diye. askerden ciktim ya, kural var mi diye bakiyorum. hem kumas pantalon gomlek giyen var hem de bol kot pantalon ve kapsonlu sweat shirt giyen var. yani iki uc da var. kirmizi uzun sacli japon gordum(erkek), kirli sakalli bir amca gordum, uzun saclarini at kuyrugu yapmis amca gordum. ben de herhalde kural yok dedim. kac gundur kumas pantalon giyiyordum, bugun
kot pantalon giyeyim dedim. ustune de duz beyaz tshirt giydim. Kristof bana birseyler anlatip ogretiyordu, taaa ki ingilizce konusamayan mudurum, (bakin aynisini yazicam asagiya, hayal edin :) m:mudur, b:ben

m: eeeaaaaoooo... Evren-san... aaaa...
b: yes?
m: eeaaa...yoraa....yorraa... dressssooaaa...
b: ??!??
m: maaa..dressooaa...kajualaa...ya?.. kajuala...
b: OK!

yani demeye calisiyor ki casual giyinmisim... yeniyim ya, moralim bozuldu..kristofun anlattigi seyi dinleyemedim.. daha sonra anlatsana dedim..
sonra ogle arasinda kristof'a, ya uymam gereken bir giyim kuşam kuralı var mı dedim.. bayagi bi guldu :) aslinda yok dedi.. ama japonyadan buraya calismaya gelenler, oradaki cuma gunleri casual gunudur kuralini burada da uyguluyorlar dedi.. aslinda bu kural da degil dedi, gelenek gibi bisey.. sonra nikolaya sordu, var mi kural diye.. nikola: evet var, 1 ekimden 1 nisan'a kadar kisa kollu giyemezsin, sonra da 1 nisandan 1 ekime kadar kisa kollu giymen gerek dedi.. ben de saf saf dinledim, sonra evren kusura bakma saka yapiyorum dedi, sonra ekledi, ozel toplantilarda ozel giyiniyoruz, onun disinda bir kural yok, sana bunu soyleyen muduru de casual giyinmis gorebilirsin yarin dedi.. hee dedim.. sonra da umarim bu burada yasadigin ilk ve son surpriz olur dedi.. :)

japonya kulturunden ornekler vereyim:

tabii ki yemeklerde tahta cubuk kullandiklarini biliyorsunuz, ben bugun denedim, alismam biraz zaman alacak :) corbalari da kaseden iciyolar hopurdeterek...

japon bir kadin bize japon kulturunde cocuklara soyle bir sarki ogrettiklerini soyledi:
"heyoo lay lay laay biz japonuz 24 saat calisabiliriiz, cok enerjigiiiizzz!!" !!!?!!!

ayni japon kadin, "japonlar cok calisiyor da, biz japonyaya calismaya gittigimizde isten kacta ciksak iyi olur? yani hangi saat erken olur?" sorusuna cevap verdi... su anda, belcikadaki toyotada yani, takim liderim, "kac saat oldu sen calisiyosun" diye soruyor, su saatte geldim diyorum, "aaa 10 dk icinde gitmen gerek, git git!" diyor :D muthis di mi? :D

neyse japon kadinin cevabina gelirsek:

"aksam saat 8 erken ornegin" dedi !!!!! soramadim siz ailenizle hic vakit gecirmiyo musunuz diye...

japonlar "heellllooo!!! my name isss ..... " diyerek tanismazlarmis insanlarla... kulturlerinde yokmus... bunun yerine kartvizitlerini kullaniyorlarmis...

son olarak daaaa avrupada calisan japon insanla nasil tanismam gerektigi konusunda sorunlar yasiyorum :) kartvizim de yok henuz :) bugun mesela "yaw ben simdi adimi mi soylesem ne yapsam?" diye kitlendim bi japonun karsisinda :) ama sonra ben evren diyebildim.. adam arkasini donup gittikten sonra olsa bile :) arada cok sacmaladigim oluyor ya bu kultur farkliligi olayindan... sacmaladigim zaman da, yeniyim ya, ter basiyo :)

neyse ilginc seyler oldukca yazarim :)

opuyorum bu kadar uzun bir yaziyi okudugunuz icin...

si yu...

26 Eylül 2007 Çarşamba

Sonunda...


Ve 25 Eylül'de vize çıktı...

Ve artık 1 Ekim'de işe başlıyorum... Daha uzun yazmak isterdim fakkat şimdi gitmem gerek...

1 Eylül 2007 Cumartesi

dikkat dikkat, request for taxi to take off


Evet bu blogu google'dan bulan eden ve şu anda bunu okuyan herhangi bir arkadaş! Sana sesleniyorum...

Ben bu sene Toyota'nin bir fırsat olarak sunduğu bir program olan "Graduate Development Programme"e girdim. Girmek isteyen arkadaşlara ayrıca şu linki vereyim bir baksınlar

http://www.graduates.toyotajobs.com

Daha önce iki kere mülakata Brüksel'e gittim, pasaportumda bu yüzden iki adet schengen vizesi var. Ve artık orada çalışmak için çalışma vizesine başvurdum...

Prosedür şöyle, şirket çalışma izninizi alıyor, ve size çalışma kartınızı gönderiyor. Siz onunla beraber çalışma vizesine başvuruyorsunuz.

Asıl mesele benim için burada başladı. Arkadaşlara sordum kaç günde çıkar bu vize dedim. "Ben iki günde aldım, ben 5 günde aldım, ben bir haftada aldım" diyenler çıktı. Ben de iyi diyerek güvenli bir mesafeden, 15 gün öncesinden başvurdum. 15 Ağustos 2007'de. Çünkü Toyota'daki işim de 3 Eylül'de başlıyor, idi.

Konsolosluk'a direkt olarak başvuramıyorsunuz, aracı bir şirket var
iks diye. Merkezi İstanbul'da. Onlara telefon ettim, 40 ytl vererek randevu aldım. Randevuya tam zamanında gittim ve gerekli belgeleri verdim. Eksik yok. Vize çıkınca pasaportunuzu kargoyla evinize de gönderiyorlar. Veya elden de alabiliyorsunuz, ben kargoyu tercih ettim.

Bütün herşeyin güzel gittiğine kanaat getirerek 29 Ağustos için kendime tek gidiş, kız arkadaşıma gidiş dönüş bilet aldım. İkisinin de fiyatı aynıydı ve 630 ytl civarındaydı,
Malev Havayolları'ndan

Netekim 29 Ağustos yaklaşmasına rağmen konsolosluktan tık yoktu. İks'ye telefon ettim, "benim vizem yetişmeyecek sanırım, siz onu kargoya vermeyin, ben Ankara'ya gidip elden alırım" dedim. Bu sırada İzmir'de tatildeydim. İks bana "efendim kargo tercih etmişssiniz, vizeniz çıkınca kargoya verilecek" dedi. Ben de "geç kalıyorum efendim, kargoya vermeyin gelip elden alacağım" dedim, onlar "efendim kargo tercih ettiğiniz için kargoya verilecek, prosedür böyle, başka nasıl yardımcı olabilirim?" dedi, "yardımcı olamıyorsunuz ki! O zaman Ankara'daki ofisinizin telefonunu verin" dedim, "telefon yok orda efendim" dediler. Öeehh dedim, telefonu kapattım. Otobüse binip, Ankara'ya gittim, IKS'nin önünde beklemeye başladım, çok yardımcı olacağa benzeyen bir kız çıktı, derdimi anlattım. "Peki pasaportunuz gelir gelmez ben size elden veririm" dedi. İstanbul'dakilere küfür ederek, ve ne kadar koordineden yoksun olduklarına şahit olarak, öğleden sonra 15.00 gibi tekrar IKS'ye gittim. Ayın 24'ü günlerden cuma. O gün de çıkmamıştı vize. Pazartesiye kaldı.

Bu sırada aynı yerde çalışacağımız insanlara sormaya başladım tekrar, ne zaman başvurdunuz Ankara'da ve ne zaman çıktı diyerek. Bir arkadaş benden bir hafta sonra başvurarak, 22'sinde başvurarak, tam 2 günde vizesini almış, benim aldığım yerden! Ankara'dan! Bir arkadaşınki bir hafta sürmüş. Yav yeter yaw diyerek pazartesi tekrar gittim. Yine yok. Kalkış gününe çok az kaldı filan. Biletlerimizi soruşturduk sonra, kız arkadaşımınkinin tarihi kesinlikle değiştirilemeyen türdenmiş. Benimkisinin tarihi değiştirilebiliyormuş. İnşallah biletimiz yanmaz diyerek IKS'ye gitmeye devam ettik. Yok yok...

Ne konsolosluğa sorabiliyorsunuz vizem ne durumda diye, ne IKS adam gibi cevap veriyor. Tek verdikleri cevap "efendim pasaportunuz işlemde" !!!

28'si akşamüstüsü de çıkmadığını öğrenince, kız arkadaşımın biletini yakmak zorunda kaldık. Benimkisinin tarihini attık, ayın 1'ine bu sefer. Ona da tekrar bilet arayışlarına girdik. Bu sefer 50 euro verince tarihi değiştirilebilen türden bir bilet aldık. 200 euroya... Onu ayın 4'üne aldık...

Bu arada her gün IKS'ye gitmeye devam ediyoruz. 30'u tatildi zaten. 31'inde de çıkmadı. Bir haftadır Ankara'dayım ve çıkmadı vize. 16 gün oldu, Belçika Hükümeti'nin verdiği çalışma izniyle, sağlam pasaportumla başvurdum, ama yok yani vize mize...

Şimdi acaba pazartesi günü, 3 Eylül'de çıkar mı acaba diyoruz... bekliyoruz...

Her gün yazmaya devam edeceğim...

Buradan çıkarılacak dersler:

1-) Ankara Belçika Konsolosluğu'ndan vizeye başvuracaksanız, ve bu vize 90 günden fazla kalışlı bir vize ise, bir ay öncesinden başvurun... yok yok hatta iki ay öncesinden başvurun, mümkünse...

2-) Gidiş tarihiniz kesinleşmeden bilet almayın. Bilet alacaksanız yanmayan türden olsun, yani gidemezseniz, tarihi değiştirilebilir türden olsun..

3-) Sabırlı olun...

Uçuşa geçeceğimiz günü biz de sabırsızlıkla bekliyoruz. Şu an yerde bekliyoruz...