3 Ocak 2008 Perşembe

Merhaba, sanrıım 20 tane fotoğraf oldu, aşağıda üzerlerine tıklayarak tam boy görebilirsiniz. Paris'in tarihi içinde bir sürü olay var ama beni en çok etklieyen II. Dünya Savaşı'ndan kurtuluş hikayesi: Savaş'ın sonuna doğru Amerikan askerleri şehre 30 km kadar yaklaşmış. Tabi durumdan haberdar olan Adolf Hitler, Paris'teki bütün büyük anıtların altına bomba yerleştirmiş, Eyfel Kulesi, Zafer Anıtı, Louvre Müzesi filan da dahil olmak üzere.... Paris'teki birliklerin başında olan generale, Hitler "Amerikan askerleri şehri ele geçirmeden bütün anıtları havaya uçurun" emri vermiş. Generalin Allah'tan sağduyusu varmış da, bu kadar güzel bir şehri yok edemem, yapmıyorum diye karşı çıkmış.
Adolf Hitler, Paris, 1940
Eyfel Kulesi'ndeki şehirler ve tabii ki Türkiye...

Fransa neden Amerika'ya bunun büyüğünü hediye etmiş blimiyorum...


Napolyon Bonapart'ın anıtmezarı (?)

Louvre Müzesi

Pantheon

Şanzelize (Champs Elysee) ve ucunda Zafer Anıtı. Napolyon tartışmalı zaferleri de dahil olmak üzere bütün zaferlerini bu anıta yazdırmış.
Bu da İkinci DÜnya Savaşı'nın sonunda :





:D

Notre Dame Katedrali. Yaklaşık 800 yıldır ayaktaymış....

Notre Dame Katedrali'nin içi...

Notre Dame'da Noel Ayini

Sen Nehri...

Brugge'de gece, nehir donuk....

Müthiş Noel Çikolataları :)

Brüksel'in sembolü (!) işeyen çocuk, günün anlam ve önemine uygun giyinmiş tabi...
Vosvos'tan kahve satışı, girişimcilik hoşuma gitmişti...
Saint Michel Katedrali, gece siste...

1 Ocak 2008 Salı

Herkesin yeni yılı bi kez daha kutlu olsun :)

Yaklaşık 10 gündür tatil yapıyorum. Ailecek tatil yapıyoruz hatta. Bu süreç içinde başıma gelen şaşırtıcı olaylar özetle şöyle:

1- Orçun ve Ezgi ile Eyfel Kulesi'nin tepesinde şans eseri karşılaşmak!
2- Toyota'nın verdiği arabayı ikinci günde çekicilerin bi yerlere çekmesi
3- Aynı arabayı çekicilerden kurtarmışken 31 Aralık'ta Brüksel'de birileri tarafından sağ ön camının kırılması.

(bu arada herkes Şebnem Ferah'ın konser DVDsinin ne kadar iyi olduğundan bahsediyor? öle mi?)

geniş özet:

1-Bu olay gerçekten çok komik. Orçunların Paris'e gideceğini bayağı geç hatırladım. Paris'teyken :) sonra "neyse ben ailecek geldim, süratle gezip geri dönücez, onlar da sevgilicek geziyolar, pek bir etklinlik yapamayız" diyerek ümidimi kesmiiştim. Eyfel'İn tepesinin sisli olduğu bir sabah çıkmaya karar vermişiz. Tepeye çıktık anne-baba ben. Etrafa bakıyoruz ama hem çok soğuk hem de sisten pek bişey görünmüyo. O yüzden içeirisi ile ilgilenmeye başladım, en tepede ülkelerin başkentlerinin ve nüfusu bilmemkaç milyonu geçen şehirlerinin doğrultularını ve kaç km uzakta olduklarını koymuşlar. Aa Türkiye bulayım derken buldum. Foto çekicektim, sonra arkalardan Orçun'un sesini duyar gibi oldum, yok canım dedim, arkamı döndüm, onlar beni görmeden "DADAAAAAAAA" diye bağırarak önlerine fırladım :D . Ezgi korktu ve sıçradı, Orçun da sonradan anlattığına göre "Allah zencinin biri dadandı yine bize" diyerek sıkılmış. Çok komikti ayak üstü muhabbet ettik. Ne zaman geldiniz nerde kalıyosunuz nereleri gezdiniz vsvs. Ben anlatılanları pek dinlemedim desem yeri :) Karşılaşmanın şaşkınlığı içindeydim. Bayağıdır bu kadar şaşırmamıştım :)

2- Aslında düşününce anlatılacak bişey yok :) Her sene yeni yıl koşusu yapılırmış burada. Bizim sokak da, yeni yıl koşusunun yapılacağı sokaklardan biriymiş, polis levha koymuş park etmeyin diye ama levha küçücük. Ve ben bir Türk vatandaşı olarak sokağımdaki trafik levhalarının değişmesine pek alışık değilim. Aha gittim baktım şimdi levhalar eski haline dönmüş. Neyse, sabah kalktığımızda sokakta bi tane araba kalmamıştı, polis karakoluna gidip nöbetçi abiye abi araba yok dedim, o da şuraya çekmişlerdir ordan al dedi. Kaç para ceza vericem acaba diyerek giderken baktım açık alanda bi yerde duruyo araba, kimse de yok. Aldım geldim düzgün bi yere koydum.

3-) Brüksel'in 1958 yılı EXPO fuarı için yapılan Atomium'unu gezmeye gittik. Bir demir kristali molekülünün bilmemkaç milyar kez büyütülmüş hali imiş. Küreler ve arada bağlantı tüpleri var. İçine girip gezilebiliyor. Neyse işlek diyebileceğim bir yere arabayı park ettikten sonra gezmeye çıktık. 1 saat sonra döndük, babam "Evren bu arabanın hali ne böyle???!!" diye sıçradı. Baktık ön yolcu camı kırık, araba aranmış taranmış. Birşey, ya da aslında aranan bişey bulunamamış. Benim 100 m arkamdaki araba da aynıydı. Neyse ne yapıcam şimdi ilk defa başıma geliyor diyerek Toyota'yı aradım, adamlar arabanın sisteme kayıtlı olmadığını, bunun çok şaşırtıcı bir olay olduğunu hayretler içinde bana anlattılar. Eee nolcak dedim, polisi arayın biz de bu sırada çekici gönderelim dediler. Polisi aradım, ingilizce biliyor musunuz sorusuna standart "e litıl bit" cevabını aldıktan ve daha sonra çatır çatır konuştuklarına şahit olduktan sonra, bişey daha öğrendim: Polisler gelmedi, arabayı karakola götürdüm. Rapor aldım, ki çok hızlıydı. Adımı soyadımı bilgisayara giren polis memuru "hmm şurada yaşıyorsunuz, adresiniz şu vsvs" dedikten sonra hemen çıktı rapor. Sonra çekici geldi araba çekiciye kondu, şu anda akibeti ne bilmiyorum. Üzerinde anahtarları ve belgeleri var :) Trene binip eve geldik, ve yılbaşını kutladık :)
2007^nin son anları benim için böle idi, bayağı hareketli ve sürpriz doluydu.

Fotoğraflar sözlerden daha çok şey anlatır evet, ancak internetim hızlanır hızlanmaz güzel fotolarla size gezi özetleri vericem...Bu arada Paris'te yapılacak çok fazla etkinlik var ve Paris gerçekten çok güzel korunmuş, güzel bir şehir. Görünce İstanbul'a acıdım, ben de Övgü gibi...

Nice sağlıklı yıllara!