17 Kasım 2007 Cumartesi

Selamlar! yazmayalı koskoca iki hafta olmuş?! anlamadım nasıl geçti... tabi son 8 gündür eminoş benimleydi, orası tamam rüzgar gibi geçti diyebilirim, bütün vaktimizi birbirimize verdik. Bugün Ankara'ya geri döndü. Bana gelirken büyük bilgisayarımı getirdi, süper oldu şimdi onunla yazıyorum, hız sorunum kalmadı.

Winamp'te ne var ne yoksa media library'ye koydum, komik şeyler çıkıyor :) biraz önce Ozan'la bir anda gaza gelinerek kaydedilen "Telefunken dıp dıp dııım" kaydımız geldi. Şimdi de Oytun ve Ali Bayramoğlu Radyoodtü'de Rock Şenliği'ni tanıtıyorlar :) "Lefter adını nasıl aldınız abi? "Lefter bayırda oynuyor arkadaşıyla, bi vuruyo topa, ineğin karnına tosluyor, inek çat diye yere düşüyor, inekte titreme başlıyor ölüyor, ineği yiyorlar iki kişi, biz de bundan çok etkileniyoruz :)" (Kazımcığım kaydetmişti, saygılarımı sunuyorum buradan)

Neyse gerçekten nostalji yapıyorum. Bütün nedeni ise bugün ilk defa farkettiğim üzere, bugün
den itibaren uzunca bir süre kendi başıma yaşayacağım bu evde. Evet iş arkadaşlarım var, evet ama? Gerçekten adam gibi adamlarla tanışmışım bugüne kadar diyebilirim sizlere, Ankara'da... Türk arkadaşlardan pek hoşlaşmış değilim henüz :) sadece bi tane abiciğim var o da 3 sene önce çalışmaya başlamış...Ama Polonya'lı çok sağlam bi eleman var :) ama onunla da türkçe sohbet edilmiyor ki! :D

Sonra Eminoşla bu süre boyunca ne yaptık?? Gezdik, Brükselciğimi ve Leuven'i Brüj'ü...
İlk defa bir katedral gördük hayatımızda, gerçekten heybetli ve çekiciydi. Tarihi bilgisi konusunda bilgi verebilmeyi çok isterdim ancak elimde avucumda bilgi yok maalesef. Brüj ufak bir Venedik, her ne kadar Venedik'in eline su dökemeyeceğinden emin olsam bile, güzeldi. Kanallarında minik bir tekne gezisi yaptık, kaptan abinin ingilizce anlatımından bir şey anlamamış olsak da zevkliydi :) Bolca orada yaşayan ünlü kişilerden bahsetti biz de Belçika'nın o ünlü kişilerini bilmediğimizden yarı-turist kıvamında turu tamamladık. Bol bol fotoğraf çektik...Video çektik, Eve geldik Heroes'un ve Prison Break'in bugüne kadar olan bütün bölümlerini izlemiş olduk.
Trenlerin ne kadar hoş olduğundan dem vurduk durduk.

Geçen cuma akşamı Brüksel'e gitmek için bindik trene, bütün tren 16-22 yaş arasıydı diyebilirim :) Herkes içkilerini çıkarmış masalara koymuş, Smirnof, Absolute, bol bol bira gördüm Stella Artois var buranın Efe
s Pilsen'i..içerek Brüksel'e gidiyolar. Bu trenin olayı buymuş dedik :) Sonra Brüksel'e yaklaşırken, normalde işte "dikkat dikkat şimdiki durak şu" diye anons yapıyor makinist. Bu seferki, aynen bir amigo gibi "LA DESTİNASSSSYOOOOAAAANNN BÜRÜKSEEELLLL NOOOORRRRDDDD!!!! HUUUUAAAAA" diye bağırdı :D millet de "HÜÜÜÜAAAAA!!!" diye bağırdı filan.

sonra inince biz de bir çikolatalı bir frambuazlı bira içtik. :) Çikolata çok iyi değildi ama frambuaz tam bir tatlı içecek olmuş. Malibu gibi.


Sokakta yürürken sakallı ve memeli bir vatandaş bana dik dik bakarak "HÜART!" dedi. Eminoş korktu ve elime tırnaklarını geçirdi, ben de tırstım ama erkek olduğum için korkmamam gerektiğine karar verdim ve adrenalinimi bastırarak yola devam ettim. Sonra bayağı güldük ama burada sokakta "deli" var gerçekten.

Eminemin buraya gelme ihtimalleri üzerinde de bayağı kafa yorduk. Tek bir ihtimal var gibi görünüyor, o da Conservation of Monuments and Sites masterı. O olmazsa gerçekten başka hiçbir seçenek yok. Ama olursa seneye başlamasıyla beraber eminoş için en az iki sene, benim için şu andan itibaren de en az üç sene buradayız demek oluyor :D

Gereksiz bilgi ve foto: Bugün gökyüzünü gözlemlerken havada uçakların oluşturduğundan başka bir bulut kümesi göremedim. Sonra baktım Internet'ten, bu uçakların oluşturduğu bulut dünya ortalamasında bulut oluşumunun %0.1'ini oluşturuyormuş. Bakınız Fransa'nın doğusundan son bir foto:


3 Kasım 2007 Cumartesi

taşındım

yeni eve taşındım, artık dertlenmem gereken bir şey kalmadı :)

Toyota'dan eşyaları taşımak için araba istedik, bir minibüs istemiş idik. "Elimizde minibüs kalmadı, RAV4 verelim?" dediler, atladık üstüne! :) ıvır zıvır poşetler ve bavulları arabaya attık ve benim eve taşıdık. dık dık diyorum geçici evden bir arkadaş da elektriği olmadığı için bende kalıyor şu an. Kendisi duymasın ama biraz mızmız bi çocuk. Hiç sevmem mızmız erkekleri :) Şimdi abi ev temizlenecek salı günü dedi tamam dedim. (Benim bildiğim eve girer evi biz temizleriz di mi?) Annem gelecek dedi, eve eşya alacak. Hmm dedim. Annesiyle telefonda konuşuyor: "eve giriyosun bomboş kardeşim!" diyo :) e dedim eşya alacaksın dolduracaksın. Dün (cuma) benim eşyaları taşıdık, benim arabayla işim bitti. Bu sabah hadi gidelim IKEA'ya dedim. Bugün mü abi? dedi. E dedim pazar günü IKEA kapalı, bugün yapmazsak (arabayı geri vericez pazartesi günü) ne zaman yapıcaz? dedim. Aaa pazar IKEA kapalı mı? dedi. Evet dedim, peki annen ne zaman geliyo? 8'inde geliyo dedi. Yani bu perşembe dedim, yok canım???, aaa evet dedi :) Şu anda böyle eğleniyorum ben de işte :) dedikoduyla.. Ama neyse biraz dürtmeyle de olsa kendisine eşya alacak şimdi. Çıkıcaz birazdan.

GPS mükemmel bir teknoloji: burada yollar bayağı karışık. Gideceğimiz yeri bilgisayara girince bize mesela "2 km sonra sola dön" diyor. Sonra "400m kaldı dikkat!" diyor, sonra da "işte buradan dön" diyor, müthiş. Asıl mesele şehir içi değil de otoyollar başlayınca durum bayağı karışıyor, henüz alışamadım, bir levhada 15 tane yer ismi yazdığı oluyor, 90la giderken bile hepsini okuyamadan levhayı geçiyoruz :)
RAV4'te başta GPS yoktu ve şişme yatak almaya giderken bayağı kayboldum, sonra okuyabildiğim levhalarla yolumu buldum tekrar. Şimdi GPS var ve korku yok :)

Ev en üst katta ve kalorifer radyatörlerine gelen sıcak suyun basıncı az, radyatörlerin sadece yarısı suyla dolu :) (tahminen). Lıkır lıkır su sesi geliyor, hele yatağa yattığımda lıkır da lıkır sesler :) Çocukluğumda bolca yatağı ıslattığım olurdu, babam "oo tarlaları sulamışsın gece yine" derdi :) Şimdi yine korkuyom :P Lıkır mıkır ama neyse ki ısıtıyor.

yazmaya devam...
Görüşmek üzro...



Panoramik Yaklaşımlar II - Balkondan Leuven